” 1931’de doğdum. 1937’de annemi kaybettim. 1944’te Dostoyevski’yi okudum. O gün bu gündür huzurum yok. Biyografim bu kadar.’’

diye tanıtıyor kendini Cemal Süreya. Koskoca bir ömrü, şairliğini, sanat yaşantısını kenara bırakarak kuruyor bu cümleleri.

Biz de Bursaspor’la ilgili düşüncelerimizi tek bir cümlede toplasak herhalde benzer şeyler söylerdik, ‘16 Mayıs 2010’u yaşadık, o gün bugündür huzurumuz yoktur.’

Oysaki koskoca Bursaspor tarihinin ömrümüze nasip olan kısımlarında ne de çok şey gördük, ne çok mücadele, ne çok mutluluk, ne çok öfke, ne çok anı…

Yine Cemal Süreya bir iddia uğruna Süreyya olan soyadından bir harf eksiltmiş. Hikâyesine değinmeyelim ama şunu söyleyelim, hayattaki iddialarınızda kaybettiklerinizin bedeli her zaman bir harf kadar az yıkıcı olmaz.

Ekip liderimiz de oldukça iddialı bir isim. Kâh 3-0 skor iddiasında bulunması, kâh galibiyet iddiası üzerine takıma 500 bin TL prim vermesi, hem hata deyip hem de o tweetlerimin arkasındayım söylevleri. Ne yazık ki kaybeden sadece kendisi değil. Ortaya bir para koymuş olması Bursaspor üzerindeki tüm konularda söz sahibi olacağı anlamına gelmiyor. Bursaspor’un kişilere kattıkları, kişilerin Bursaspor’a kattıklarından hep daha fazla olmuştur. Sanıyorum buna kimsenin itirazı yoktur. Kaldı ki Bursaspor başkanlığı ve yöneticiliği yapanlar genel anlamda      –özellikle son dönemlerde- servetlerine servet kattılar. Bağlar, bahçeler, arsalar, benzinlikler, otoparklar, ofisler, maçlara Porsche’la gelmeler. Böyle de bereketli bir kulüp Bursaspor. Tabi bu kazançların Bursaspor ile ilgisi yok bunu çok iyi biliyoruz, şüphe de etmiyoruz.

Dediğimiz gibi kaybeden sadece kendisi değil, tüm şehir birlikte kaybediyoruz. Belki de birkaç sene sonra maçlara dahi gelmeyecek olması bir yana, arkasında on binlerce elem sahibi insan bırakacak. Bu duruma düşmemek için ne yapılması gerekiyorsa acilen yapılmalı.

Hatamız olur yanlışımız olmaz tadında açıklamaları, söylemlerine bir Anadolu ruhu katsa da gerçekler çok da yazılanlar gibi olmuyor. Yolsuzluk komisyonu kurup geçmiş dönemleri araştırma vaadinde bulunan ekip liderimiz, ne yazık ki o dönemlerin, belki de en bol malzemeli döneminin yöneticilerini, resmi ya da gayri resmi temsilcilerini, bastığı yerde ot bitip bitmeyeceği şüpheli kişilerini yanından ayırmıyor.

Namık için menajerlere savaş açıp göğsümüzü kabartan ekip liderimizin, kendi inisiyatifiyle getirdiği oyuncular için aynı savaşı verdi mi diye de bir bakmak gerekir. Pertev’in ve onunla ilintili menajerlerin whatsapp mesajlarına olan itimatı kadar Mustafa Er’e itimadı olmadığını yine kendi açıklamalarından çıkarıyoruz.

O meşhur tweet var tabi bir de.

‘’Abi sana ne yazcaz bu transferlerden.’’

İnek Şaban filmi tadında. Bu ara masraf çok oldu, bir çek karala bakalım…

Neyse ki bizim menajerimiz o tıynette bir insan değil de ‘’Ben para istemiyorum, buraya doğru transferleri yapıp, takımı çıkarırsak bu bilinecek, bana büyük güven gelecek ve piyasa bana zaten diğer işlerimden çok para kazandıracak” diyerek malı mülkü elinin tersiyle itmiş bir Allah dostu!

4 hafta 3 hoca ve hâlâ alınan 1 puan. Hani o kuzgunlu, leşli Adana maçı.

Yapılan 17 transfer, gelenler-gidenler, geldikten hemen sonra gidenler gelir gibi yapıp tepkilere göre iptal edilenler. Vay be ne hikâye ama.

Buna bir değinmek gerekir, camiada henüz meslek olarak tanımlanmasa da herkesin kabul ettiği bir grup var. Kabaca nabız yoklayıcılar, nabza göre şerbetçiler diyebiliriz onlara. Bazıları da bu işin kurbanı oluyor, haber bir şekilde onlara paslanıyor.

Bir tweet atılır, genellikle ‘gazeteci olması tercih sebebidir’. Bursaspor, Anıl Karaer ile anlaştı, Volkan Şen geliyor vs. Tepkilere göre de iptal edilir. Bir de Serdar Özkan meselesi var nasıl anlaşma sağlanıp vazgeçildiği hikâyesi.

Ramiz Karaeski deyimiyle, ‘’Bak o da güzel hikâye ha.’’

Bu kadar yanlışın ya da ekip liderimizin deyimiyle hatanın olduğu ortamda başarı beklemek hayalcilikten ötedir. Sezon sonu muhtemelen 4 ya da 5 hoca ile çalışmış olacak bu takım, devre arasını da düşünürsek toplamda 20+ transfer yapmış olacak aynı zamanda.

Ve mevcut 17-18 transfer yapılmış haliyle geçen seneden daha kötü futbol oynayan bir takım var sahada. Üstüne üstlük takımın en değerli oyuncusu Burak Kapacak elden çıkmış. Yeni gelen hocanın anlaşılmaz sistemi ile Emirhan’da verimsiz alelade bir oyuncuya dönüşmüş durumda. Diğer gençler mi? Onların esamesi bile okunmuyor.

Sil baştan başlayacaktık ama olmadı.

Söyle canım ekip liderim,
Hayat bize oyun oynuyor olabilir mi?
Yorgun gibi bir halin var
Duyguların karışık olabilir mi?

Ligin en kötü takımlarından Altınordu’ya mağlup olduk. Mağlup olmak değil de mahkum olmak ciddi manada zoruna gidiyor insanın.

Toparlanma umudu oyun sistemini değiştirmeye, değiştirmiyorsa da hocayı değiştirmeye bağlı. Milli takım arasından böyle dönmeye hakkı yok bu takımın. Yediği gole tepki verememek, hissizleşmek bu takımın genlerinde yok. Oyuna girmeyi bilmediği için sarı kart gören, taç atamayan, profesyonel imza dahi atmamış çocuklar bile bu kadar sinik ve kabullenmiş oynamadı bu takımda. Hele hele Altınordu maçı sonunda Tekke’nin oyundan memnunum açıklaması  Bursaspor ile dalga geçmekten öte bir hadise değil.

Cemal Süreya ile başladık yine onun ‘Yarımada’ şiirinin dizeleriyle nokta koyalım.

‘’ Biz kırıldık daha da kırılırız.

Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü,

Hırsız da bilmiyor çaldığını.

Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor. ”