15 Eylül, 20.00 Bursaspor – Samsunpor maçı. Zafere giden yolculuğun ilk günü.

Bilenler bilir. Bazı maçların kokusu vardır. Maç öncesi atmosfer her an her şeyin olabileceği, seneyi çöpe atabileceğimiz, kaos ortamını iliklerimize kadar hissedebileceğimiz bir havada başladı. Neyse ki ilk düdükle birlikte o hava da dağıldı.

Maçın başından itibaren yüksek enerji ve konsantrasyon ile maça başlayan Bursaspor henüz ilk dakikada gole de çok yaklaştı. Taraftar siz bir adım gelin biz size koşarız nidalarıyla takımla birlikte tam saha pres yaptı. Bir kez daha gördük ki sayısal çoğunluktan öte de bir güç tribün gücü.

Taraftar mı futbolcuları oynatır, yoksa futbolcular mı taraftarı harekete geçirir. En azından bu maç özelinde futbolcuların taraftarı motive ettiğini söyleyebiliriz. Öyle ki futbolcuların istekli oyunu sonrası, talihsiz şekilde yediğimiz golde en ufak bir uğultu olmadı,  tribünler desteğini hiç çekmeden sürdürdü.

Jurgen Klopp: ”Taktik olmadan kazanamazsın ama duygu farkı yaratır.”

Duygusuz oyuna yer yok, mücadele etmeyene yer yok, profesyonellik adı altında ruhsuzlaşmaya yer yok.

Ve yan top yasak…

Maç içerisinde hücumu düşünen, dikine oynamaya çalışan, vazgeçmeyen, teslim olmayan Bursaspor’u izlemek kadar keyifli çok az şey var hayatta. Çünkü bu takımın genlerinde bu var. Bu şehrin özünde bu var. Bunu göremeyen, idrak edemeyen hiç kimse başarılı olamadı ve sevilmedi bu şehirde.

Topa sahip olmak elbette ki önemli ancak bu topa sahip olma stratejisi kendi sahanda hatta kendi ceza sahan ve çevresinde işkenceye dönüşebiliyor. Her an gol yeme endişesi içinde, korkulu gözlerle izlediğimiz ve birçok kez haklılığın getirdiği hezeyanları yaşadığımız sayısız maç yaşadık.

Yazar John Verdon, ‘’Hayat sana limon veriyorsa limonata yap.’’

Çok basit ama anlamlı bir söz olsa gerek. Bunun Anadolu versiyonunda da katranı kaynatsan olur mu şeker der. Elinde topla ilişkileri oldukça kötü olan Erhan, Çapan, Cüneyt, Onur gibi isimler varsa topa sahip olmak seni olsa olsa mağlubiyete biraz daha yakınlaştıracaktır. Sırf sen pas oyununu seviyorsun diye elma da seni sevecek değil yani. Hoş, elinde oynatmak istediğin oyun stiline en uygun olan savunmacın Taha Altıkardeş onu da kulübede oturtuyorsun.

Nitekim Eyüpspor maçında %57, Altınordu maçında ise %66 oranında topa sahip olan taraf olmamıza karşın aldığımız mağlubiyet ve kimseyi tatmin etmeyen bir oyun vardı sahada. Bu iki maç sonrası Samsunspor maçı Fatih Tekke için erken bir final olabilirdi. Böylesi bir atmosferde futbolcular belki kendileri de inisiyatif alarak daha dikine ve daha tempolu oynamayı tercih etti. Bakıldığında %45 topa sahip olduğumuz, Eyüp ve Altınordu maçlarına göre çok daha az pas yaptığımız bir maçta 17 şut pozisyonu üretip maçı da 4-1’lik net bir skorla kazandık. Hücum oyuncularımızın hızlı hücuma ne kadar yatkın olduklarını da gözlemledik. Bir de Elton kafasını kaldırabilseydi…

Özellikle İsmail Yüksek altyapısından yetiştiği Bursaspor’dan hiç ayrılmamışçasına 40 yıllık Bursasporlu gibi oynadı, öyle ki akıllara sahada basmadık yer bırakmayan Denizlispor’lu Aynes geldi 🙂

İsmail’e eşlik eden pek çok oyuncu olmakla birlikte Burak Altıparmak, Kubilay, Bruno ve oyuna girdikten sonra da Namık Alasgarov ile Batuhan ön plana çıkan isimlerdi. Matavz’ın daha aktif olması takımı çok rahatlatır. Elton ise bencilliğini atabilirse bu ligde çok iş yapar ama dünkü son tercihleri saç baş yoldurdu. Kaptan Emirhan ise iyi oynadığı ve attığı golle üzerindeki baskıyı kırdığı maçta gereksiz bir kırmızı kart gördü. Neyse ki arkadaşları ekstra mücadele ederek Emirhan’ı daha büyük bir baskıdan kurtardılar.

Namık Alasgarov’a ayrı bir parantez açmak gerek. Geçen sezon Neftçi Bakü’de fırtına gibi esmiş bir isim. Mustafa Hoca ve scout ekibinin ısrarla üzerinde durduğu, maliyet performans ölçüsünde takımın en başarılı transferi. Ancak şaşırtıcı şekilde iki haftadır kulübede. Dün kendisine verilen şansı ziyadesiyle iyi kullandı. Umuyoruz kimin transfer ettiği yada pasaportundan bağımsız bir değerlendirme yapılacaktır. Zira forma adaleti olmayan bir takımda başarının gelmesi oldukça güç olur.

Tüm bunlardan bir çıkarım yapacaksak Fatih Tekke’nin geçtiğimiz haftalarda oynatmaya çalıştığı futbol Bursaspor’a uymaz. Ne yazık ki Tekke’nin maç sonu açıklamalarına bakılırsa bu konuda ısrarcı olacak, şansını zorlamaya devam edecek gibi görünüyor. Oyunun son bölümünü kaos futbolu olarak tanımlaması, hızlı hücum çalışmadıklarını belirtmesi, topa sahip olmaya devam etmek istediğini söylemesi, her koşulda set hücumunu benimseyeceğine dair söylemleri bence talihsiz açıklamalardı. Hali hazırda kaybettiğimiz puanlar canımızı yakıyorken belli yanlışlarda diretmek, bile bile lades demek olur. Böyle bir lüksümüz yok.

Son olarak Tuzla maçı öncesi yine M.K.’nın sergilediği yeni oyunlar ile karşı karşıyayız. Sanıyorum M. Sancak ile olan fotoğrafa niye tepki gösterildiği daha net anlaşılmıştır herkes tarafından. Çünkü düşmanın en büyük hilesi, dostluğudur.

Kadraja girenler, girmeyenler. Şahit olanlar, şahit olunanlar.

Bugün Metin yarın bir başkası…