Bursaspor’daki merkez-çevre ilişkilerindeki ilk keskin dönüşüm şampiyonluk sonrası Recep Bölükbaşı’nın başkanlığı dönemiyle başlamış ve yeni bir sürecin başlangıcı olmuştur. Türkiye’nin önemli sosyolog ve siyaset bilimcilerinden olan Şerif Mardin’in Türkiye’nin sosyal ve siyasal yapısını açıklamak amacıyla kullandığı merkez-çevre paradigması üzerinden okuduğumuzda Bursaspor özelinde çevrenin merkeze yerleşme sürecinin ilk atakları Erkan Körüstan döneminde filizlenmiş ve merkez-çevre ilişkileri bağlamında ortaya çıkmış olan iktidar mücadelesinin farklı bir döneme girmesine zemin hazırlamıştır.

Bursaspor tarihinde ‘merkez’i elinde bulunduran sınıf sanayici ağırlıklı iken, diğeri, çevre, işçi kesiminden oluşmaktaydı. Bursaspor tarihinde başkanlık yapmış isimlere bakıldığında görüleceği üzere merkez olarak adlandıracağımız Bursaspor burjuvazisi yerine Recep Bölükbaşı dönemi ile beraber çevreden bir kişinin iktidar seçilmesi, çevrenin merkeze yerleşme sürecine önemli bir katkı sunmuştur. Çevrenin merkezde konumlanması ve merkezin yeni sahibi olmasında konjoktürün de etkisi oldukça büyük olmuştur. Her ne kadar burjuva devrimi toplumsal düzeyde yaşanmamış olsa da Bursaspor’da seçkinci bütünsel bir “merkez bloğunun” olduğu su götürmez bir gerçektir. Ancak bu merkezi blok “çevrenin” merkeze dair güçlü yönetsel taleplerinin farkında olup kendilerini bu alandan oldukça bilinçli bir şekilde çekmişlerdir. Burada oluşan boşluk ile beraber “merkez” ile her zaman öfkeli bir mesafe içerisinde olan “çevre” iktidar alanlarına talip olarak kendini merkezde konumlamaya başlamıştır. Ancak yaşanan kötü süreçler göstermiştir ki; çevre, merkeze yani iktidara ve yönetsel alanlara olan utangaç hırsını ve şansını oldukça kötü kullanmıştır.

Geleneksel merkezin tekrar Bursaspor iktidar alanlarına sahip olmak istemeleri halinde, bunun sonucu olarak Bursaspor’u farklı yönetim modellerine götürmek isteyecekleri de çok açık  sosyolojik bir öngörüdür. Merkezin tekrar iktidarı ele alması halinde bu yönetim modelleri ciddi şekilde Bursaspor kamuoyunun önüne gelebilecektir. Merkez figürlerin en önemli ismi ve Weber’in sınıflandırmasında karizmatik bir lider kültü olarak şampiyon başkan merhum İbrahim Yazıcı bile “çevrenin” tepkisi ile defalarca karşılaşmıştır. Levent Kızıl da daha öncesinde bu süreci yaşayan merkez figürlerden biri olmuştur. Çevrenin en azından Bursaspor iktidar alanlarını tecrübe edip argo tabiri ile “bu işlerin göründüğü kadar kolay olmadığını” “anlayabilmesi” belki de bu fecaat tablodaki tek olumlu kazanım olabilir.

Geleneksel medya ve dijital medyanın istisnalar hariç önemli bir bölümünün Bursasporlu farklı jenarasyonlara ait taraftar kitlesine mevcut Bursaspor yönetimlerinin ve iktidarlarının diliyle Bursaspor algısını nasıl üretip ya da dönüştürüp o iktidar dilininin aracı olabildikleri ve kendilerini uzun bir süredir Bursaspor için pozisyonlamak yerine sadece pragmatist ve opportunist bir tavır takınabildiklerine dair küçük bir üzüntü cümlesini eklemek de gerekli. Çünkü iyi bir basın dönüştürmeye ve iyileştirmeye yardımcı olur. Bu konuda hüzünlerimiz var.

Farklı değişkenleri işin içine katıp yazıyı uzatmadan bir film alıntısı ile tamamlamak istiyorum: “Bazen daha kötü bir şey yapmanı engellemek için kötü bir şey yapman gerekir.”

Bursaspor için bir kere de değil defalarca tekrarlanan kötü şeyler umarım merkez için de çevre için de artık yeterlidir.

Ali Okur.