Kim ne anlatırsa anlatsın Vakıfköy çocuklarına inanın ve sahip çıkın. Ayrılıklar da sevdaya dahil…

Peşinen söyleyelim, bu yazı Emirhan ile ilgili bir istatistik içermiyor, gol, asist ya da maç performansının ötesinde bir şeyden söz ediyoruz.

Emirhan Aydoğan, 25 yıllık yaşantısının 15 yılını Bursaspor çatısı altında geçirmiş bir futbolcu. Altın nesil 1997 jenerasyonundan pek çok isim çok daha erken takımda kendine yer bulurken o bu formayı sırtına geçirmek için 3 yıl boyunca farklı kulüplere kiralık gidecek böylece formanın kıymetini daha iyi bildiğini dile getirecekti…

Öyle ki kendisine kaptanlık verildiğinde söylediği sözler, Bursaspor’u zihninde konumlandırdığı yeri anlamak açışından oldukça önemliydi.

”Kendimi yeterli miyim diye sorguladığım dönemler oldu. Çünkü Bursaspor’un kaptanlığını yapmak birçok sorumluluğu yerine getirmek demek.”

Belki de bu yüzden çok yıprandı, enerjisini farklı alanlara yönlendirmek zorunda kaldı. Kimi zaman takım otobüsüne malzemecilerin arabasını taşırken gördük onu, kimi zaman arkadaşlarının hak arayışının bir parçası olarak, kimi zaman da bir okulun bahçesinde çocuklara Bursaspor ve kitap sevgisini aşılarken.

Mütevazı oluşu, takım olgusuna olan inancını her daim vurgulaması karakterinin kısa bir özeti gibiydi. TFF 1.Lig’in en değerli oyuncusu seçildiğinde de bireyselliğin ötesinden bahsediyordu.

”Kendi adıma onur duyduğum bir ödül. Ancak takım anlamında daha iyisini yapabilirdik bu yüzden içim buruk. Bu sezon telafi edebilme durumu var takım arkadaşlarımın, bu sezon geçen sezondan daha iyi bir performans sergileyeceğiz inşallah.”

Bu inanca sahipti şüphesiz. Kendisini süper lige yükselen Bursaspor Kulübü’nün kaptanı olarak görmek istiyordu. Olmaması için bir sebep de yoktu.

Mustafa Er ile çıkılan yolda ilk sendelemede yediği hançer, takımdaki oyuncuları da etkiledi muhakkak. Belki de en çok etkilenenlerden biri de Emirhan’dı. Kaptanlığın üzerine yüklediği sorumluluğun altında ezilmeye başladığı zamanlar oldu, zira takım alabildiğine kötü yönetiliyordu ve yönetim kelle avcılığına çoktan soyunmuştu. Önce takımdan kesildi, sonra absürt bir gençleştirme operasyonu zırvası ortaya atıldı, daha yüzsüzce davrananlar da vardı elbet, arkadaşlarıyla takımı sabote ettikleri iftiraları ve trollerin saldırıları ile devam eden süreçte bugüne kadar gelindi.

Muhtemelen bu süreçler yaşanırken Emirhan, çok sevdiği ve pandemi döneminde taraftarlara kitap önerisi olarak sunduğu Monte Kristo Kontu kitabının satırlarını yâd etmiştir.

  • Suçluyu bulmak istiyorsanız, önce işlenen suçun kime yaradığını araştırın!..

Başkan ya da diğer bir ifadeyle ekip lideri olmadan önce büyük rüzgarlar estiren Adanur, bu şehir ikinci Ali Akman golünü yemeyecek gerekirse alacağın tarafımca ödenecektir dediği, geçtiğimiz sezon TFF 1.Ligin en değerli oyuncusu seçilen Emirhan’ın bonservisini, alacaklarına karşılık verdi. Fıkra gibi değil mi?

Elinde ne krokisi ne de pusulası olan, denizde akıntıya kapılmış oradan oraya savrulan bir gemide kaptan olmak, hele ki okuyan, bilen, sorgulayan, sorumluluk sahibi bir kaptan olmak çok zordu. Kişi ya da kişilerin gemiye para ödemiş olmaları; her limanda bir hoca bir kaptan değiştirme konforunu kimseye sağlamazdı. Sağlamadı da.

Gidenin bir şekilde ötekileştirildiği bu düzende, en önemli Bursasporluluk argümanı yaşadığı mahalle olan HG’nin Emirhan için kullandığı vicdanın rahat mı sözleri, şüphesiz önce aynaya bakıp konuşması/konuşulması gereken sözlerdir. Zira tarihinin en başarısız sezonunu geçiren Bursaspor’da her ne kadar sahici olmasa da başkan olarak onun adı geçiyor.

Nihayetinde Emirhan Aydoğan, yeni bir meydan okuma ile süper lige Alanyaspor’a transfer oldu.  Yolu bahtı açık olsun. Kapanışı da Emirhan’ın sevdiği bir başka kitapla yapalım. Victor Hugo’nun Sefiller’de dediği gibi;

  • Biliyorum, gitmek cesaret ister; zordur gitmek. Ama zor olduğu oranda da şereflidir, inanın!
Zamanın ötesinde bir yerlerde Bursaspor iç sesi : Hiçbir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar. Hiçbir kötülük etmezlerse yeterince iyilik etmiş sayılırlar bana...